GAZETECİLER VE MEDYADAKİ DİJİTALLEŞME

Medyada dijitalleşme ve gazetecilerin dijital çağın gerektirdiği şekilde değişime ayak uydurup uyduramadıkları son dönemin en hararetli tartışma konuları arasında bulunuyor. Dijitalleşme, yerleşik gazetecilik algısının değişimine önayak olurken, sosyal medya ise geleneksel medyanın yıllardır tekelinde bulunan haber verme gücünü elinden aldı. Geleneksel medya kuruluşlarının dijitalleşme çabaları tartışıladursun, öncelikle gazetecilerin bireysel anlamda dijitalleşmenin neresinde olduklarını sorgulamak gerekiyor.

Gazetecilerin, günümüzde dijital medyayı doğru okuyamamaktan kaynaklı olarak bir açmazın içinde oldukları tespitini yapmak pek de yanlış olmaz. Çünkü haberciliğin dijital çağa optimizasyonu ile haber temininde dijital gereçlerinin kullanımı farklı iki kavram olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki kavramın karıştırılmasının yanı sıra, medyadaki yerleşik habercilik kültüründen kolay vazgeçememe gibi sebepler gazetecilerin dijital çağa hızlı ayak uydurabilmelerinin önüne geçiyor.

Dijital çağda gazeteciler haberlerini oluştururken teknolojinin nimetlerinden faydalanırken, buna paralel olarak habere ihtiyaç duyan kitleler de bu teknolojiyi hayatlarının her anında yakından hissetmeye başladılar. Artık gazete satın almak için bayiye gitmek, bilgiye ulaşmak için akşamki ana haber bültenini beklemek gibi olgular yaşantımızın ezberlerinden çıkmak üzere. Daha dün masamızın üzerinde duran bilgisayarlar mobil telefonlar sayesinde cebimize girdi. Sokaktaki vatandaş, mobil telefonlar vasıtasıyla, belki dün kendisine çok uzak olan medya kavramını yakından tanıma fırsatı buldu. Bununla da kalmayıp, ‘kendi medyasına sahip olabilmek’ gibi önemli bir ayrıcalığın farkına vardı. Sosyal ağlar veya bazı uygulamalar sayesinde her birey birer yayıncı durumuna geldi. Medya jargonuna bu sayede “yurttaş gazeteciliği” adı verilen yeni bir kavram eklendi. İnternetin hayatlarında olmadığı dönemlerde yalnızca okur ve izleyici olan sıradan vatandaşlar, günümüzde haberin üretilme ve dağıtılma süreçlerine müdahil olmaya başladılar. Eskiden gazetecinin rakibi bir başka gazeteci iken, şimdi tüm yurttaşlar gazetecilerin rakibi haline geldiler. Fütüristik bir bakış açısıyla bu duruma bir anlamda medyadaki sahiplik yapısının el değiştirmesi de diyebiliriz. Bir yanda medya patronları tarafından milyon dolarlık yatırımlarla sahip olunan yayın organları, diğer yanda da cüzi maliyetlerle sosyal ağlar üzerinde yayıncı sıfatını elde eden bireyler… Youtuber, blogger fenomen veya vlogger gibi isimlerle anılan bu yeni nesil yayıncılar artık geleneksel medyanın, dolayısıyla gazetecilerin en büyük rakipleri… Z kuşağı olarak adlandırılan genç kuşak, geleneksel medyanın tüm ezberlerini bozarcasına bu yeni dijital aktörlerin önünde saygıyla eğiliyor.

Dijital medyanın başlattığı sosyolojik değişim

Aslında dijital dönüşüm kelimenin tam anlamıyla bir sosyolojik değişim başlattı. Geçmişin edilgen sınıfları artık etken bireyler haline geldiler. Geçmişte Z kuşağının ebeveynlerini yönlendiren-etkileyen, geleneksel medya, etki gücü bakımından neredeyse en zayıf dönemini yaşıyor. Genç kuşağın tercihlerinin geleneksel medya üzerinde ne denli etkili olduğunu gazetelerin okunmamasından, televizyonların izlenmemesinden görebiliyoruz. Bizim tercihlerimizi tercih etmemek zorunda olduklarını biliyorlar. Doğar doğmaz internetle tanışmanın sağladığı avantajı kullanıyor, açıktan olmasa da sisteme başkaldırıyorlar. Geleceğin yönetenlerinin kendileri olacağının bilinciyle geleneksele dair duvarları aşacakları günün fırsatını kovalıyorlar. Z kuşağı için ebeveynlerinin saygı duyduğu medya etkinleri bir anlam ifade etmiyor. Televizyonlarda her gün ana haber bültenlerini sunan spikerleri yolda görseler tanımıyorlar ama sosyal medya fenomenlerini, Youtuber’ları ezbere biliyorlar. Belki gazete almıyorlar ama takip ettikleri sosyal ağlardan bilmeleri gerekenleri öğreniyorlar. Durum böyle olunca da geleneksel medyaya nispeten en sadık takipçiler olarak 30 yaşın üzerinde bulunan bir kuşak kalıyor. Onların bir bölümünün dijital çağa ayak uydurabilmek için yoğun çaba içerisinde olduklarının altını kalın bir şekilde çizmek gerekiyor.

Geleneksel medyanın asıl hitap ettiği kitlenin yaş ortalaması 40’ın üzerindeki X ve Y kuşağı olduğu gerçeğinden hareketle,  Z kuşağının dijital ortamın kuralsız dünyasında ne kadar yalnızlaştığını kolayca görebiliriz. İşte tam da burada, onları bu yalnızlaştıkları ortamda dijital çağın en objektif bilgileriyle donatacak yeni nesil gazetecilere büyük görev düşüyor. Dijital kuşağa empati ile yaklaşabilen bu yeni nesil gazeteciler, yakın gelecekte genç kuşağın saygınlığını kazanacaklar. Gerek kendi medyalarıyla, gerekse gelenekselden devraldıkları yayın organlarıyla onların sanal kılcal damarlarına dokunabilenler genç kuşağın Uğur Mumcu’su, Yılmaz Özdil’i, Ayşe Arman’ı olabilecekler. Hızlarıyla, güvenilirlikleriyle, vizyoner kimlikleriyle mobil kuşağın gözdeleri haline gelebilecekler. Ancak şunu asla unutmamalılar; cebinde mobil cihazı olan her birey artık onların en büyük rakibi…